31 Mart 2013 Pazar

Elhamdülillah Materyalistim (!)


     

       Hemen hemen hepimiz toplumsal yapıdaki bozulmanın ve kültürel dejenerasyonun farkındayız.Geleneklerimizin, göreneklerimizin dini ve milli değerlerimizin heyelana uğramışçasına elimizden kayıp gidişini izlemekteyiz.Ve şu bir gerçek ki toplumun büyük kısmı bu gidişattan şikayetçi.Peki hiç kendimize “Toplumsal düzende bize düşen görevleri ne kadar yerine getirdik” diye sorduk mu?

     Günümüzün maddeci zihniyeti tüm insanlığın kalbini ve zihnini bir örümcek misali ağlarla örmüştür. Büyüklerimizden dinleyerek büyüdüğümüz muhabbet dolu, hatır ve gönül kokan günler kültürel yozlaşma nedeniyle bizlere sanki hiç yaşanmamış birer masal gibi gelmekte. Elbette bu bir anda gerçekleşen bir olay değil, küçük tavizlerin gebe olduğu kaçınılmaz sonuçtur. Bu yok edici süreçte en çok inanç sistemimiz darbe almış, günümüz insanı inandığı gibi yaşamayı ve olduğu gibi görünmeyi unutmuştur.Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)  söylediği gibi  her haliyle (görünüşüyle yaşayışıyla, konuşmasıyla) Allah’ı anlatan müminler artık her haliyle özdekçilik kokmaktadır.Bu o derece ilerlemiştir ki artık hayata bakış açımız değişmiş, tercihlerimizi yönlendiren ölçütlerimiz bozulmuştur.Örneğin evlenecek çiftlerin birbirinde aradığı özellikleri sıraya koysak ahlak yada  inanç düzeyi kaçıncı sırada olur acaba?Belki 7, belki 10, belki de hiç listeye bile yazılmaz.Peki ya işi ve maaşı?”Hayırlı bir iş”te bile madde en öne çıkıyorsa hakikaten biz bir yerlerde yanlış yapıyoruz demektir.Geleceğimizin teminatı olan aile düzeninin daha temeli atılırken maddeye takılması “daha çok sancılı günler geçireceğiz” diye düşünmeme neden oluyor.Hiç kıyamadığımız, gözümüzün nuru torunlarımızı yetiştirecek gelin ve damatları seçerken en önemli kriterimiz maddiyat olmamalı.
    Maddecilik görünüşümüzle birlikte görüşümüzü de ters yüz etmiştir.Zengin olanı değerli, pahalı olanı alınması gereken olarak görmeye başladık.Bu da beraberinde İslam dininde yeri olmayan, elle tutulmayan ama iç acıtıcı şekilde hissedilen sınıflar oluşmasına neden olmuştur.Örneğin insanların ruhuna değil makamına, mevkisine, görünüşüne (ye kürküm ye(!)) göre davranmaya başladık. İnsana insan olduğu için değer vermekten, Yunus Emre misali yaratılanı yaratandan ötürü sevmekten vazgeçtik.Gönüller arası kurulan görülmez yollar hep, maneviyatımıza yakışmayan maddecilikle kesildi.Böyle bir dönemde unuttuk paylaşmayı ve artık  veren el değil alan el hatta “çalan el” olmaya başladık.Testiyi kırıp içimizdeki suyu akıtmak, çorak topraklarda yeşerip hep birlikte hayat bulmak varken, çareyi çorak topraktan kaçarak küçücük bir testinin içine sığınmakta bulduk.
       Yanlışlığından hem fikir olduğumuz bu toplumsal yozlaşmaya dur demenin zamanı geldi de geçiyor bile.Hayatımızda ve düşünce dünyamızda nesneye gerektiği kadar değer vererek, onun bize değil, bizim ona sahip olduğumuzu unutmayalım.Maneviyatımızı görünür alemin tutsaklığından kurtarıp, görünmez ufuklara doğru yükselmesini sağlamalıyız ve artık bedenimize takılıp ruhumuzu tökezleten maddeci zihniyetin önüne geçmeliyiz. Yaratılışımızdaki ulviyeti hatırlayıp ona göre davranmalı ve eşref-i mahlûkȃt olmanın gerçek manasına varmak dileğiyle…